İYİLİK SAĞLIK, HEPSİ BU
Kendimi uzun zamandır havasız bırakmışım.
Boş kağıtları da
yazısız,
bayağıdır.
Bütün telaşım yazmak ve yaşamak sanki şimdi. Kalbim
koşturan bir çocuk gibi. İnsanın kalbi evi gibi, ne bulsa sığdırıyor bi
köşesine, ne yaşasa..
Bulutlar burada daha yakın. Uzansan,
derler ya hani,
tutacakmışsın gibi.
Ama demiyorlar. Bulutlarına uzansan tutamayacağın ülkelerdekiler
diyor bunu. Eldekinin kıymetini bilememek bu olsa gerek.
Kıymet.
Kimine göre
bulut demek, kimine göre deniz demek. Bi kıymetin olsun, bi kıymeti olsun
çektiğin demin.
Dem,
burada en kıymetlisi,
nefes demek.
İki mevsim var burada.
Biri kış,
diğerinin ne olduğundan
emin değilim. Ama yaz değil, eminim. Bahar da değil. Bahar olsa yerinde
duramazsın. Avazın çıktığı kadar baharsın çünkü,
öyle büyüdün ya,
cemreler
düştü ya sana,
bahar olsa birilerinin kalbini yormasına izin verirsin; seversin
birilerini. Bahar değil, eminim. En azından bu baharda değil, eminim.
Ama yine de havalandırıyorum gönlümü.
Penceresi açık kalmış
tülün rüzgar marifetiyle salınması gibi olmasa da bi müddet nefes aldırıyorum. Dövüşmüyorum,
tartışmıyorum kimseyle, kimseye sinirlenmiyorum, canı çekince çekip gidenleri
daha az, canı beni isteyenleri daha çok düşünüyorum. Elindeki ceketini yerden
kaldıramayacak kadar güçsüz bir umarsızlıkla sürünür gibi değil, daha dik
adımlar atıyorum. Bütün merdivenleri ikişer üçer çıkıyorum. Bütün mevsimleri. Her
yere daha erken gelerek tutturamıyorum zamanı böylece. Bu da iyi değil ama, geç
kalmaktan da olsa biraz iyi. (Bir dengesizliği, başka bir dengesizlikle daha
sevimli hale getirmeye çalışıyorum. Dengeye vakıf olanı görmedim ben daha,
bu
dünyada,
bunu bile çaba olarak görüyorum.)
Geç saatlere kadar oturup, sabahın ilk ışıklarıyla uyanmak
istiyorum ama uykusuz da olmak istemiyorum. “Dünyanın bütün halleri sıkıcı
oğlum!” diyorum kardeşime, “Ama hayalleri güzel.” Zaten
dünya bir bütün olarak değil, parça parça güzel. Sevdiğin birinin sana
sarılması güzel mesela, kokusunu sevdiğin bir çiçeğin bahçende yetişmesi güzel,
tadını sevdiğin bir kadının seni öpmesi bi de. Kardeşine hayatla ilgili aforizma
söyleyebilecek kadar gün görmüş olmak güzel.
Ölen kuşları değil, onların
uçuşlarını hatırlıyorum. Hak veriyorum o zata, Furuğ Ferruhzad’a.
Şiire benzer bi şeyler de yazabiliyorum, hikayeye benzer bi şeyler de.
Şiire benzer bi şeyler de yazabiliyorum, hikayeye benzer bi şeyler de.
Çok şükür!
Türkçe sevmeye alışmışım ya ben, ne kadar soyunsa da karşımda Türkçe bilmeden soyunan
biri, o vitamini alamıyorum. Kabuğunda kalıyor bütün anlattıklarının tadı,
etinden bi şey anlamıyorum. Ki ben, Bahtiyar da şahittir, çok güzel severim,
avucunun içine şiirler döker, sen uyurken gözlerinden öperim.
Daha önce hiç dinlemediğim
şarkılar dinliyorum, beyitler okuyorum. Tasavvufa gönül verenlerin gönlünde ne var anlamaya çalıyorum. Çok da önemli olmadığımızın, başka birilerinin
kolayca incitebileceği varlıklar olarak etrafta gezdiğimizin farkına varıyorum
şimdilik.
Şimdilik şu uçamadığım gökyüzünün hepsi olmak istiyorum,
Şimdilik şu uçamadığım gökyüzünün hepsi olmak istiyorum,
olamıyorum.
Bu.
Çok da şey yapmamalı. Güneş batan bi şey, insan ölen, gül solan, yaprak kuruyan neticede… çok da anlam yüklememeli. Yürüyüp geçmeli hayatın içinden. Uyanmalı, çiçekleri sulamalı, çayın altını yakıp köşedeki bakkala giderek sıcacık ekmek almalı insan. Asıl olan, döndüğünde çayın demlenip demlenmediği olmalı.
Çok da şey yapmamalı. Güneş batan bi şey, insan ölen, gül solan, yaprak kuruyan neticede… çok da anlam yüklememeli. Yürüyüp geçmeli hayatın içinden. Uyanmalı, çiçekleri sulamalı, çayın altını yakıp köşedeki bakkala giderek sıcacık ekmek almalı insan. Asıl olan, döndüğünde çayın demlenip demlenmediği olmalı.
Dem,
burada farklı düşünülmeli,
olmak-tamama ermek gibi.
Gerisi gökyüzü, gerisi biraz yağmur, çokça güneş, iyilik sağlık… Hepsi bu.

Yorumlar