Bir ülke gibi düşün kadını, bütün evlilikler emperyalist bir
işgal gibi gelecek sana da.
Biri bunu kadınlara söylemeli.
Her şeyi yapmaya göze alacak kenarlara yaklaştıklarının
farkına vardıklarında çoğu zaman, düşmüş oluyorlar o kenarlardan. Bütün
şeytanların elini tutacak cesarete tek bir şeytana verdikleri bağlılık sözüyle
ulaşabiliyorlar. İyi bi şey gibi görünüyor gelinlik denen kefenin dantellisi.
Belki de sadece bu yüzden ömürleri boyunca bir defa giymekten keyif alıyorlar. Hiçbir
ikinci gelinliğin, birincisi kadar masum olmadığını anlıyorlar bir zaman sonra,
hatta en kötüsü, birçok kere ikinci gelinlik üzerlerinde olduğunda.
Biri bunu kadınlara söylemeli.
Binlerce reklam ve aile baskısı altında edindikleri konutlar
onların yuvaları olmaktan ziyade evliliği ipotek altına alan bir hapishane oluyor.
Ve Hayyam, bin yıl öteden soruyor: “Evi barkı
olmak nedir? dedim; Biraz
keyfetmek için, yıllar yılı dert çekmek, dedi.” Dinlemiyorlar, okumuyorlar, “dünyada
mekan, ahrette iman” diyen müteahhitlere inanıyorlar. Sarf etmek anlamına gelen
tasarruf eylemiyle tüm hazlardan, gökyüzünden ve deniz kenarlarından mahrum
kalarak umutlarını biriktiriyorlar küresel sermayelerin gişelerinde kredi
notlarına zeval gelmesin diye. Ve milyonluk hapishanelerini
şenlendirmek için çoluk çocuğa karışıyorlar. Çoluk çocukla tekrar büyürüm
sanıyorlar, aslında hiç büyümedikleri bu dünyada bebe şampuanı kokan saçları
okşansın isterlerken.
Bir ülke gibi düşün kadını, bütün evlilikler emperyalist bir
işgal gibi gelecek sana da.
Biri bunu kadınlara söylemeli.
Yüzde elli indirimlerle çağırılıyorlar ışıklı kafeslere. Pozitif
ayrımcılıkla ayrımcılığa hazırlıyorlar onları ve “kız mı kadın mı bilinmeyen”
bir bedenin tasviri olarak yapıştırıyorlar alınlarına bayan sıfatını; “bayan”
olarak dolaşıyorlar hiç kimsenin birbirine “bay” demediği erkeklerin arasında. Kadın
oldukları için kadın hakkı verilirken kendilerine, sadece bir hak var o da
insan olduğumuz için ikimizin, kadını erkeği yok bu işin, demiyorlar,
seviniyorlar. Kendi oylarıyla kurdukları meclislerin kadın olmayanlarından
diliyorlar haklarını. Kendileriyle eşit olmalarının fıtrata ters olduğu okunurken yüzlerine, hala haklarını almıyorlar, verilmesini bekliyorlar.
Bir ülke gibi düşün kadını, bütün evlilikler emperyalist bir
işgal gibi gelecek sana da.
Biri bunu kadınlara söylemeli.
Olmadık sebzelerden, olmadık tariflerle, benzeri olmayan bir
yokluğun yemeğini pişirmekle onurlandırılıyorlar. Kabiliyetleri, yemeklere
koydukları tuz ile ölçülüyor ve yaptıkları lezzetler kadar takdir ediliyorlar
kendi karnını doyurmaktan aciz kocaları tarafından. Erkeğin kalbine giden
yollarda kendi yollarını yitiriyorlar. Severek evlendikleri adamlara “reis”
diyorlar. O ne derse o olsun istiyorlar. Akıllarını bir daha hiç açmamacasına
kilitledikleri çeyiz sandıklarında bırakıp renkli elbiselerinden vazgeçiyorlar.
Konu komşu ne der, o da olmazsa el alem bi şeyler der diyerek yüksek yüksek tepelerdeki
mutluluklarını yüksek yüksek duvarların ardına gizliyorlar. Aynı sömürü
sisteminde aynı işi yaparlarken erkeklerle, kazançları “aile bütçesine destek”
diye ifade ediliyor, gıkları çıkmıyor.
Bir ülke gibi düşün kadını, bütün evlilikler emperyalist bir
işgal gibi gelecek sana da.
Biri bunu kadınlara söylemeli.
Yıllar önce Tezer Abla uyarmıştı hepinizi, hepimizi:
“Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.”
“Oluyor olmakta olan”
ve aslında olan, bambaşka olabilecekken.

Yorumlar