KÖRÜKLÜ BİR AYRILIK HİKAYESİ

Öyle deyince…
“Olmuyor, istemiyorum ben.” deyince, bu zamana kadar ona gönderdiğim bütün çiçekleri hatırladım, attım yüzüne metroya binerken. Dikenleri batsın istedim.  Vagonda herkese kötü kötü baktım. Bakmayın bana öyle, der gibi. Aklımdan neler geçtiğini anlayamadım, her şeyi birbirine karıştırdım. Babam niye geldiyse aklıma, ona da şaşırdım. Çay bile içmek istedi canım, niyeyse? İki durak sonra indim metrodan. Duramadım, havalandırma için klima yerine vagonların pencerelerini açan zihniyetin bunaltıcı koridorlarından attım kendimi dışarı. Yer altından geldiğim yönün tersine doğru yer üstünde koşmaya başladım. Dışarıdan baktım kendime: gezegende, yeryüzünde koşan ve niye koştuğunu hiç bilmeyen birinden tiksindim. “Dur be adam!” dedim kendime, durduramadım. İki tane düğün salonunun önünden geçtim. Gelinle damatları gördüm. “Siz giderken ben koşarak geliyorum oralardan,” demek istedim, “gitmeyin, sonu bombok bi yere çıkıyor.”

“Gelmiyecem bu akşam eve,” demişti, “kuzenlerde kalacam.” diyerek otobüs durağına doğru gitmişti. O yöndedir elbet düşüncesiyle o yöne doğru koşmaya devam ettim.  Koşmaktan bir kez daha nefret ettim. Koşmamak için artık hüzünlü bi nedenim olacağından bir kez daha nefret ettim.
Kuzenlerinin evine gidecek olan otobüs yanımdan geçti, benden önce bir belediye otobüsü alıp götürmesin onu diye daha hızlı koştum, daha çok tiksindim yer üstünde koşanlardan, daha çok nefret ettim koşmaktan. “Otobüsün önüne atsam kendimi?” diye düşündüm, “Sevenleri ayırmasa bu körüklü canavar?” Trafik sıkıştı. Işıklar lehime yandı. Bi gayret daha, yetişecem! Bütün körüklerine fark attım belediyenin ulaşım aracının. Durağa yaklaştığımda yanımda belirdi onlarca iri tekerleği olan resmi kabus. Durağa yaklaştıkça yavaşladı, yavaşladıkça yaklaştım ona. Binerken tuttum elinden, “Gel,” dedim, “konuşacaz.”
“Ne konuşacaz, konuştuk ya?”
“Olmadı o, bi daha konuşacaz.” diye ısrar ettim, durağın tenha köşesine doğru çekerken onu ve ellerini.
“Ama otobüs gidecek.” dedi.
“Gitsin!” dedim, “Seni benden uzağa götürecek bütün otobüsler gitsin.”
“Bi sonraki yarım saat sonra geliyor, biliyorsun.”
“Koştum buraya kadar…” dedim, “sana koştum..”
“Korkutuyorsun ama beni,” dedi. Bir yandan da otobüse bakıyordu. Benim kalıp kalmadığımla ilgilenmiyordu, otobüsün gidip gitmediğiyle alakalıydı daha çok.

Yavaşça ayrıldım yanından. Titreyen dizlerimi sürükleyerek sessizce uzaklaştım. Ardımdan baktığını hissettim. O hisle eve kadar gittim.
Çay demledim.
Çiçekleri suladım.
Çamaşırları makineye attım.
Balkona çıkıp bi sigara içtim.
Bi arkadaşın bana 50 lira borcu vardı, öder mi ki? diye düşündüm.
Gerekmedikçe binmemeye yemin ettim belediye otobüslerine.

Ve biri kovalamadıkça koşmamaya.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar