BEN ASLINDA SANA DEĞİL, 
FIRIN ÜSTÜ DÖRTLÜ OCAĞA YAZDIM BU YAZIYI : )

Fırın üstü dörtlü ocak öyle bi tutunmuş ki yerine, ayıramıyorsun. Bütün eşyalar vedalaştı ama o fırın üstü dörtlü ocak diretti, gelmedi. E bırakıyorsun tabi olduğu yere. İnsansın, kıyamıyorsun gitmek istemeyene. Fırın üstü dörtlü ocak kadar direnemediğini düşünüyorsun bi an.


Sonra mel'un nakliyeci ve adamları "Araba hazır abi, hadi gidelim" diyorlar. "Tamam" diyorsun. Dönüp kapıya bakıyorsun. Bi eksiklik var içinde, sanki almayı unuttuğun bi şeyler var. Fırın üstü dörtlü ocaktan daha değerli bi şey. Bir çift göz mesela, bakıyor sana ama artık senin değil. Almak istesen gelmiyor, bırakmaya için el vermiyor. Sarılmakla parçalamak arasında bok gibi bi his alev alev yakıyor bağrını. Usulca mı çekmeli kapıyı yoksa çarpmalı mı o kadar yaşanmışlığın üstüne diye düşünürken usulca kapanıveriyor ardından kapı. Çıkıyorsun dışarı.
Havanın gereksiz yere güneşli olduğu fikriyle kısılıyor gözlerin. "Bak abi," diyor nakliyeci haklı gururla, "kırık dökük yok, temiz iş!"
"Eşya taşıyorsun nakliyeci. Kırık dökük olsa nolur. Asıl kırılacak olan çoktan kırıldı, onu da ben göğsümde taşıyorum zaten, telaşa mahal yok!" diye iç çekiyorsun batan geminin mallarını taşıyan nakliye arabasına binerken. "Siz gidin, ben ardınızdan gelmiyorum. Ne gelecem, benim evim burası." demek de geçiyor aklından bir an ama, susuyorsun. Gülümsüyorsun. 


Sonra nakliyecinin 1982'de Yenimahalle Belediyesi'nin önünde yaptığı kazayı heyecanla anlatmasını dinliyorsun. 14 yaralı olduğunu, bi de kendisi 15, ama nakliyecinin kendisinin önemli olmadığını, diğer 14 kişiden ölen olmadığına sevinilmesi gerektiğini anlıyorsun. O kaza olmasaymış o günün ertesi günü yaylaya kendi evine taşınacağını, bu pis şehirden kurtulacağı umudu olduğunu öğreniyorsun "Kısmet değilmiş, ne yapalım." derken nakliyeci.
Bildiğin en kestirme yoldan, temizliğini hırsını alabilmek için bilerek tek başına yaptığın, denklemi 1+1 olan ama sonucu hiçbir zaman 2 etmeyecek olan yeni evine geliyorsun. Havanın gereksiz yere güneşli olmadığını düşünmeye başlıyorsun kapının önünde yaralarını sarmaya gelen anneni görünce. Kısık gözlerini daha uzaktaki umutlara çevirip bi sigara yakıyorsun. Dilin titrek bi sesle "usta, o büyük ayna girişe konacak." derken, annen usulca kulağına fısıldıyor: "Kısmet değilmiş, ne yapalım."
"Kısmet değilmiş, ne yapalım" ın sonuna soru işareti koymadığın sürece anlıyorsun, tutunman gereken bi hayat olduğunu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar