Ana içeriğe atla

HEZARFEN AHMED'in TORUNU OLABİLİRDİM


Onca soğuğa rağmen güneş çıkıyor bir zaman sonra. Umut hep var anlamına da gelir bu.

Sokaklar hep aynı buralarda. Ankara’da sokaklar çok sık değişirdi. Yıllarca yaşadığın mahallenin sokakları farklı gelirdi zaman zaman. Buna rağmen başka sokaklarda yaşamak için geldim bu kadar uzaklara. 
Başka sokaklarda, 
korkmadan yaşamak için. İnsanoğlu doyumsuz ama: Kendi sokaklarında korkmadan yaşamayı canı çekiyor bu sefer de. Bu sefer de buraların geniş kaldırımlarında gezerken Ege’nin dar sokaklarını, kaldırımlarını düşlüyor.

Uçabilsek keşke. 
Düşündüğümüz yerlere kadar sadece, fazla değil. 
Ben Hezarfen Ahmet’in torunu olmak isterdim. 
Bütün padişahlar sizin olsun, 
Hatta Deli İbrahim de.

Her sokağının yabancısıyım buraların. 
Hâlâ gencim. Yeni ülkelerde yaşam kurmak gençleştiriyor insanı. Aynadaki halimin girdiği şekilleri umursamıyorum. Uçmayı düşleyecek kadar gencim daha, buna inanıyorum. 
Bi de bütün ihtimallere. Hâlâ!
Hâlâ her sey mümkün geliyor. Ve mühim. 

Hikâyemin sonunu düşünmek istemiyorum, mutlu sonla da bitse, acı bir sonla da bitse sonunda bitecek.
Aslolan bu! 
Ne gerek var kurguyu tahmin etmeye. 
Şaman geldik, Şaman gidecez, bir Şaman gibi yaşayabilseydik keşke. O kadar!

Sadece şaşırabilmek istiyorum. Şaşıramamak yılmak demek çünkü, bitmek, yorgun hissetmek demek. Yeni, başka, farklı hiçbir şey görememek demek.


En son ne zaman şaşırdın herhangi bi sokakta? 
Dünyanın çok soğuk bir yerinden, dünyanın en sıcak bir başka yerini en son hangi sokakta düşledin?

dedim ya, uçabilseydik keşke! 
Ağırlıklarımızdan kurtulup 
şöyle keyiflice, hafifçe! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİZİ SÜPHANEKE DEĞİL, KUANTUM KURTARACAK Kırk altı yıllık ömrüne rağmen, otuz beş yaşın yolun yarısı olduğuna inanması şairin kendi talihsizliği. Hissetmiş olmalı ki kısa bir zaman sonra gelecek ölümü, yaşadığı yıllar kadar bir ömür daha dilemiş sanki Cahit Sıktı, yaratıcısından. Benim öyle bir limitim yok; yani yolun tamamının süresi ne kadar olur, neresi bu ömrün yarısı olsun filan… hiç düşündüğüm yok. Zaten o şiiri de oldum olası sevmem. Paradoksları sevmem ben genelde, içinden çıkılmaz durumların çaresizliğini sevmem. Bu şiiri de hep edebi bir paradoks olarak algılarım. Benim otuz beş yaşım, Cahit Sıtkı’nın ki kadar şiirsel olmasa da anlatılası bi “başlangıç” daha çok. Acının insana verdiği bilgiye kavuşmanın o tarifsiz mutluluğu benim otuz beş yaşım. *** İki bin on dört yılının sıradan bir temmuz ayı. Çok gereksiz anlamlar yüklediğim ve hatta ‘berbat, pis ve ezik ayrılık hikayem’ dediğim, aslında içinde yaşadığım toplumun hemen hemen yarısının yaşadığı ayr...
  BİR ARAYA GELMEYİ SEVEN ŞEYLER Baston . Bavul . Birlik     Afife, arkadaşı Jale ile birlikte Fenerbahçe marinadan Yoğurtçu Parkı'na hızlı adımlarla giderken önünden geçen kalabalık bir grup, bir tekneye doğru koşuşturuyordu. Kalabalığın önünden koşan adam bir yandan da telefonuyla bulundukları yeri tarif ediyordu nefes nefese. Çok geçmeden siren sesleriyle bir ambulans geldi ve tekneden yarı baygın bir adamı alarak ambulansa yerleştirdiler. Hemen ardından beyaz bir elbise giymiş bir kadın ağlayarak atladı ambulansa ve kapıları kapatıp aynı siren sesiyle çıktılar marinadan.  "Marina, denizden gelen demekmiş." dedi Afife, dalgın gözlerle ambulansın arkasından bakarken. Jale anlamadı Afife'nin ne demek istediğini. Yaşanan ile o an söylenenin birbiriyle bağdaşmamasındandı Jale'nin anlamadığı. Jale, "Hı?" diyerek şaşkınlığını ifade ederken Afife, eliyle az önce kalabalığın toplaştığı tekneyi göstererek, "Marina, diyorum, denizden gelen demekmiş...
ATLIKARINCA   Manolya - Pembe Çanta - Geyik Atıştıran yağmura aldırmadan başını hafifçe öne eğip telefonunun tuş kilidini açtı Hayat. Bir yağmur damlası telefonunda saati gösteren yere düşmüştü. Ekran açılınca saatin dakika göstergesinin üzerine düştüğünü fark etti o damlanın. Damla, gökten yere doğru düşerken yağmur adıyla anılsa da düştüğü yerdeki 3 rakamını büyüterek gösterdiğinden artık bir de mercek sıfatını alabilirdi. Zamanı gösteren diğer rakamlardan daha büyük duruyordu 3 şimdi. Gülümsedi. Duruma değil, aklına gelene. İçinden çıkamadığı anlara 3 diyerek güler geçerdi. Ama gülümsediği şey bu değil, bunun artık şimdi çok uzaklarda olan sevgilisi Ayaz'ı hatırlatıyor oluşuydu.  Ayaz, Hayat'ın içinden çıkılmaz durumları 3 ile ifade edişine çok güzel gülerdi. 'Seni düşünmek... bir yağmur damlasına varana dek.' diye geçti aklından Hayat'ın. Sonra da 'Nazım böyle de devam edebilirmiş şiire. Bence güzel.' dedi. Bunları düşünürken parmaklarının arasındaki sig...