BUNLARI SANA DA ANLATMAZSAM KİME ANLATIRIM BEN? (2)
ÇAY ve DEMSİZ HAYAT TELAŞI
Ocağın üzerinde demlenmekte olan çay sesiymiş aradığım.
Finlandiya'daki evimde neyin eksik olduğunu Türkiye'den gelirken aldığım
çaydanlığın çıkardığı sese şimdi kulak verince anladım.
Bi yerde duymuştum, bir
ev içinde çay demlendiğinde yuva oluyormuş. Doğruymuş.
Ankara, Yenimahalle'deki
evime ilk taşındığımda da o evde çay demleyebilecek kıvama gelene kadar huzur
bulamamıştım.
Sonra bütün işler bitti,
bütün acılar biraz hafifledi,
artık
ağlamanın da pek bi faydasının olmadığı anlaşıldı, çay demlendi
ve bütün
karmaşa sona erdi. Artık telaş etmenin bi anlamı kalmamıştı. Her şeyi akışına
bırakıp düzelmesini beklemekten başka da yapacak bi şey yoktu.
Duvarlarına
onlarca şiir mısrası yazdığım o eve Oğuz Atay’dan da bi şeyler yazmak istedim
hep ama bir türlü fırsatım olmadı.
“Bana
çay pişir.” diye başlayan bi paragrafını okumuştum Tehlikeli Oyunlar
kitabında,
“Bırakalım her şey kendi
kendine düzene girsin.
Yavaş yavaş soyunalım.
Bir şey kaybetmek korkusuyla
yaşamayalım.
Ne olacak endişesine kapılmayalım.
Bırakalım zaman her şeyi
halletsin. Bu söz bize korkunç gelmesin.
Aynı ırmağa bir kere daha girelim.
Acele etme, çay kendi kendine demlenir...
Günlük yaşantıların küçük koşuşmaları
içinde bunalmayalım,
nefes nefese kalmayalım.
İnsan kendini kaybediyor sonra.”
diye de bitiyordu.
Hep ezberleyeyim istedim bu paragrafı ama hiç beceremedim,
her seferinde açıp baktım kitaba ya da notlarıma.
Yapamadım; günlük
yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunaldım, kayboldum çok zaman.
Her
yazdığım öyküde her paragrafa başka bir hikayeyle başladım, dağıldım, sonunda
toparlamaya çalıştım hep ama onun gibi yazamadım, yaşayamadım. Ayıp oldu Oğuz Abi’ye.
Şimdi de buradaki evin duvarına yazmayı
düşünüyorum.
İlk fırsatta!
Oğuz Atay’ın anısına!
Belki her şey düzelir,
her şey
daha da düzelir,
düzelen her şey,
artık boğazımdaki bir türlü yutkunamadığım
misket tanesi kadar huzurluluğu, eksikliği de alır gider.
Sanki biri gelecekmiş
de hala gelememiş, geç kalmış hissiyle baktığım pencereden ayrılırım ben de.
Gel bi çay içelim. Barış Manço dinleyelim.
(Ne bileyim, aklıma ilk o
geldi. Ama Zeki Müren de olur.)
Seninle hiç Selda Bağcan dinlemedik hatta! Dinlemezsek
ayıp olur.

Yorumlar