KANDIRMAYALIM
KENDİMİZİ, SIRAYLA HEPİMİZ SEVİŞECEZ BİRBİRİMİZLE
Henüz evrendeki diğer canlılar tarafından işgal edilmeye
layık görülmemiş bu dünya üzerinde yaşanan hiçbir ilişki, karşı cinsi
sahiplendiğin anlamına gelmez. Herkesin her an çekip gitme özgürlüğü vardır bir
diğerinin hayatından. Bunda sınırsız özgürlüğü vardır. Ve bu özgürlük, birileri
ya da bir kurumlar meclisi tarafın verilmiş bir hak olmamalıdır, olamaz. Bu
tabiatında var olmalı insanın, benliğinde, içgüdülerinde, ta içinde bir
yerlerde.
Hiç kimse hiç kimseye sonsuza dek ait olamaz. Hatta bir
müddet bile olamaz. Hiç kimse hiç kimseye ait olmaz. Hiç kimse herhangi bir
coğrafyaya, herhangi bir kadına, herhangi bir erkeğe, herhangi bir dine,
herhangi bir izm’e ait olamaz. Hep bir gitme istediği vardır ve var olmaya
devam edecektir yaşadığımız sürece.
Çünkü
sıkılıyoruz. Çünkü mükemmel bir şekilde hepimiz sıkılıyoruz. Bütün dünya
medeniyetleri sıkılıyor çünkü. Medeniyetin kucağında yaşadıkça sıkılıyoruz.
Hatta bu kadar medeniyeti, şimdi öyle anlaşıyor, sıkılmak için kurmuşuz sanki.
Tarım devrine kadar her şeye şaşırabilen insan evlatları, tarım devrinden sonra
yavaş yavaş sıkılmaya başlamış. Bizi, bir anlamda, buğday ve patates bu hallere
getirmiş. Bir süre sonra da her şey ve herkes sıkıcı olmaya başlamış. Buharda
pişmiş sebze yemeği yer gibi yaşamaya başlamışız farkında olmadan: her yönüyle
sağlıklı ama tatsız, zevksiz, heyecansız…
Ben buralarda
ölürüm, gitmem başka da bir yerlere, diye düşündüğümüz o sahil kasabasından da
bir müddet sonra sıkılacaz, kendimizi oraya da
ait hissetmeyecez.
Bu kadın/adam
benim olsun, başka da kimseler bakmasın benim yüzüme, razıyım, diye dilediğimiz
aşklardan da bıkıp başka heyecanların peşinden koşacaz. Hepimiz, kabul etsek de
etmesek de dengimiz doğrultusunda birbirimizle sırayla sevişecez.
Çünkü insanız.
Çünkü tam olarak neyi niye istediğimizi bilmiyoruz. Garip anlamlar yüklüyoruz
yaşadığımız anlara, günlere, ilişkilere, insanlara… yar başında tutmayı göze alamadığımız ve
üstelik uzaktan yakından akrabamız bile olmayan ve dahi özbeöz kardeşimiz
dururken, arkadaşlarımıza kardeşim diyoruz. Altından kalkamayacağımız
sorumluluklar oluşturup, onlardan kaçmaya çalışıyoruz.
Hiçbir
hayalimizin gerçekleşmediği bu hayata, hayallerimizi gerçekleştirsinler, biz
olamadık, onlar büyük büyük insanlar olsun diye küçük küçük çocuklar üretiyoruz.
Sonra onları da yeni yeni sorumluluklarla ve türlü türlü egolarla donatıyoruz.
Aferin bize, çok hayırlı evlatlar yetiştiriyoruz vatana millete, diye övünerek
anlatıyoruz eş dost dediğimiz ona buna.
Bakın canlar, biz bir olamayız. Kandırmayın kendinizi. Tüm
dünyanın işçileri de öyle hemen bir çırpıda birleşemez; hepsi de öyle ayrı
gayrı sömürülmeye alışmış zaten, unutmuş başka bir hayatın da mümkün olacağını.
İnsanlık denen cerahatin, tarihin akışını
değiştirebilme gücü, geçmiş ve gelecek tarihi yok etme gücüyle aynı seviyeye
ulaşmış. Bu bile, tek başına, insanlığın kendine yapabileceği muazzam bir
kötülük.
Hepinizi sevgiyle
selamlıyor gözlerinizden öpüyorum. Bunu da böyle alıştırdığınız için yapıyorum.
Yoksa benim –ya da bizim demeliyim- bunu hiçbir zaman içten yapmışlığımız yok.

Yorumlar