Ana içeriğe atla

ADRİANA LİMA TÜRK SANAT MÜZİĞİ SÖYLESİN İSTİYORUM ARTIK

"Hakkı Bulut şarkı söylerken içeride sigara satmayın." derdi Reşit Abi, "Saygı gösterin, ayıptır." Nedense, belki de nedensiz, çok severdi Hakkı Bulut’u. “Ben tövbemi geri aldım, Tanrım sen bağışla beni” diye bas bas bağırarak eşlik ettiğine bile şahit olmuştum şarkısına bi ara. Biz de dediğini yapardık, saygıda kusur etmeyerek Hakkı Bulut’un şarkısı bitene kadar sigara satmazdık, müşterilere.

Şimdilerde ucuz hayat kadınlarının merdivenlerinde hayatını sattığı köhne bir bina haline gelen, ama o zamanlarda, (kalorifer peteklerinin bina girişlerine bile konacak kadar enerji bağımsızı olduğumuz zamanlarda) sırayla gidip peteğinde ısındığımız binanın en üst katındaki, gecenin bi vaktine kadar sattığımız sigaraların hesabını verdiğimiz 'yazıhaneye' benden sonra geldi Halit. Elindeki bez torbada hala Kent, Salem (naneli),Marlboro ve Gitan sigaraları vardı paket paket.
Ben elimdeki sigaraların hepsini satmanın verdiği rahatlıkla Reşit Abi'nin misafir koltuğunda oturuyordum. Çay bile söylemişlerdi bana, haketmiştim.
Gözünün ucuyla bana baktı Halit. Sonra da mahcup gözlerle Reşit Abi'ye.
"Satamadın mı lan hiçbirini?" diye kızdı Reşit Abi, Halit'e.
Başını önüne eğmişti Halit. Korktuğu her halinden belli oluyordu. Her halimiz, bi şeylerden korktuğumuzu belli ediyordu o zamanlar. Her halimiz terli ve soluk soluğa bi korku.
Ama hep ve hala aklına gelen ilk şeyi söylemeye cesaret eden arkadaşlar edindiğim için, aklına gelen ilk şey ne kadar da komik, ne kadar da tehlikeli olsa söylemekten çekinmeyen arkadaşlar, Halit de onlardan biriydi.
"Lan bi tane bile de mi satamadın hayvan!" diye kükreyince Reşit Abi, Halit de aklındaki ilk şeyi söyleyiverdi:
"Abi, şerefsizim Hakkı Bulut hiç susmadı, hep söyledi."


Önce bi sessizlik oldu. Sonra hafiften, orada olmayan Hakkı Bulut'a bir saygı esintisi. 
Sonra ben güldüm.
Reşit Abi bana önce ters ters baktı ama sonra o da güldü.
İçerideki iki tane iri kıyım da güldü.
Takım elbise giyen herkes ve ben güldük.
 "Abi vallaha bi de potpori yaptı ki Allah belamı versin bi saat sürdü şarkı." dedi Halit, herkesin güldüğünden cesaret alarak.

Gülmeye devam ederek Halit'in yanına gittim. Sattığım sigaralardan kazandığım parayı Halit'in cebine sıkıştırıp "Abi ben üç paket aldım Halit'ten, bu akşam az iş yaptı say da gidelim biz." dedim Reşit Abi'ye. "Hadi gidin lan sıpalar!" diyerek Halit'in uzattığı parayı aldı, koydu cebine. Hala herkes gülüyordu ve takım elbiseler onurunu korumaya devam ediyordu. Üstümde takım elbise olmadığından belki de en güzel ben gülüyordum, onura zeval gelmesin endişesi yaşamayarak.

Merdivenlerden aşağı kaçar gibi indik Halit'le. Kaçacak bi şey yoktu aslında, hesap kapanmıştı ama hala gülecek çok şey vardı bizim için. Dışarı çıktık, daha çok güldük. Hakkı Bulut programını tamamlamış otelin gazinosunun önündeki arabasına biniyordu. Koştuk hemen arabanın yanına, uzattım elimdeki üç paket sigarayı, "Hakkı Abi şunları al da eve gidelim." dedim. Takım elbise giymesine rağmen ikiletmedi bile. Uzattı parayı, aldı sigaraları, bindi arabasına, gitti. Daha da çok güldük biz.

Karşı kaldırımdaki gazinodan Şehnaz Dilan'ın sesi geliyordu. Bi elimdeki paraya bi de Şehnaz Dilan'ın pencerede asılı duran en dekolte resmine baktım. Kırmızıyı belki de bu yüzden çok sevdim.

"Bi ara buluşup yine öyle çokça gülelim lan." dedi Halit, yıllar sonra tekrar aradığında.
“Tamam.” dedim, “Güleriz.”
“Hala mı Şehnaz Dilan lan mecnun herif?” diye sordu telefonun kapatırken.
“Yok.” dedim, “Adriana Lima Türk sanat müziği söylesin istiyorum artık.”
Yine güldük. 


6 Ekim 13



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİZİ SÜPHANEKE DEĞİL, KUANTUM KURTARACAK Kırk altı yıllık ömrüne rağmen, otuz beş yaşın yolun yarısı olduğuna inanması şairin kendi talihsizliği. Hissetmiş olmalı ki kısa bir zaman sonra gelecek ölümü, yaşadığı yıllar kadar bir ömür daha dilemiş sanki Cahit Sıktı, yaratıcısından. Benim öyle bir limitim yok; yani yolun tamamının süresi ne kadar olur, neresi bu ömrün yarısı olsun filan… hiç düşündüğüm yok. Zaten o şiiri de oldum olası sevmem. Paradoksları sevmem ben genelde, içinden çıkılmaz durumların çaresizliğini sevmem. Bu şiiri de hep edebi bir paradoks olarak algılarım. Benim otuz beş yaşım, Cahit Sıtkı’nın ki kadar şiirsel olmasa da anlatılası bi “başlangıç” daha çok. Acının insana verdiği bilgiye kavuşmanın o tarifsiz mutluluğu benim otuz beş yaşım. *** İki bin on dört yılının sıradan bir temmuz ayı. Çok gereksiz anlamlar yüklediğim ve hatta ‘berbat, pis ve ezik ayrılık hikayem’ dediğim, aslında içinde yaşadığım toplumun hemen hemen yarısının yaşadığı ayr...
  BİR ARAYA GELMEYİ SEVEN ŞEYLER Baston . Bavul . Birlik     Afife, arkadaşı Jale ile birlikte Fenerbahçe marinadan Yoğurtçu Parkı'na hızlı adımlarla giderken önünden geçen kalabalık bir grup, bir tekneye doğru koşuşturuyordu. Kalabalığın önünden koşan adam bir yandan da telefonuyla bulundukları yeri tarif ediyordu nefes nefese. Çok geçmeden siren sesleriyle bir ambulans geldi ve tekneden yarı baygın bir adamı alarak ambulansa yerleştirdiler. Hemen ardından beyaz bir elbise giymiş bir kadın ağlayarak atladı ambulansa ve kapıları kapatıp aynı siren sesiyle çıktılar marinadan.  "Marina, denizden gelen demekmiş." dedi Afife, dalgın gözlerle ambulansın arkasından bakarken. Jale anlamadı Afife'nin ne demek istediğini. Yaşanan ile o an söylenenin birbiriyle bağdaşmamasındandı Jale'nin anlamadığı. Jale, "Hı?" diyerek şaşkınlığını ifade ederken Afife, eliyle az önce kalabalığın toplaştığı tekneyi göstererek, "Marina, diyorum, denizden gelen demekmiş...
ATLIKARINCA   Manolya - Pembe Çanta - Geyik Atıştıran yağmura aldırmadan başını hafifçe öne eğip telefonunun tuş kilidini açtı Hayat. Bir yağmur damlası telefonunda saati gösteren yere düşmüştü. Ekran açılınca saatin dakika göstergesinin üzerine düştüğünü fark etti o damlanın. Damla, gökten yere doğru düşerken yağmur adıyla anılsa da düştüğü yerdeki 3 rakamını büyüterek gösterdiğinden artık bir de mercek sıfatını alabilirdi. Zamanı gösteren diğer rakamlardan daha büyük duruyordu 3 şimdi. Gülümsedi. Duruma değil, aklına gelene. İçinden çıkamadığı anlara 3 diyerek güler geçerdi. Ama gülümsediği şey bu değil, bunun artık şimdi çok uzaklarda olan sevgilisi Ayaz'ı hatırlatıyor oluşuydu.  Ayaz, Hayat'ın içinden çıkılmaz durumları 3 ile ifade edişine çok güzel gülerdi. 'Seni düşünmek... bir yağmur damlasına varana dek.' diye geçti aklından Hayat'ın. Sonra da 'Nazım böyle de devam edebilirmiş şiire. Bence güzel.' dedi. Bunları düşünürken parmaklarının arasındaki sig...