"Hakkı Bulut şarkı söylerken içeride sigara satmayın." derdi
Reşit Abi, "Saygı gösterin, ayıptır." Nedense, belki de nedensiz, çok
severdi Hakkı Bulut’u. “Ben tövbemi geri aldım, Tanrım sen bağışla beni” diye
bas bas bağırarak eşlik ettiğine bile şahit olmuştum şarkısına bi ara. Biz de
dediğini yapardık, saygıda kusur etmeyerek Hakkı Bulut’un şarkısı bitene kadar
sigara satmazdık, müşterilere.
Şimdilerde ucuz hayat kadınlarının merdivenlerinde hayatını sattığı
köhne bir bina haline gelen, ama o zamanlarda, (kalorifer peteklerinin bina
girişlerine bile konacak kadar enerji bağımsızı olduğumuz zamanlarda) sırayla
gidip peteğinde ısındığımız binanın en üst katındaki, gecenin bi vaktine kadar
sattığımız sigaraların hesabını verdiğimiz 'yazıhaneye' benden sonra geldi
Halit. Elindeki bez torbada hala Kent, Salem (naneli),Marlboro ve Gitan
sigaraları vardı paket paket.
Ben elimdeki sigaraların hepsini satmanın verdiği rahatlıkla Reşit
Abi'nin misafir koltuğunda oturuyordum. Çay bile söylemişlerdi bana, haketmiştim.
Gözünün ucuyla bana baktı Halit. Sonra da mahcup gözlerle Reşit Abi'ye.
"Satamadın mı lan hiçbirini?" diye kızdı Reşit Abi, Halit'e.
Başını önüne eğmişti Halit. Korktuğu her halinden belli oluyordu. Her
halimiz, bi şeylerden korktuğumuzu belli ediyordu o zamanlar. Her halimiz terli
ve soluk soluğa bi korku.
Ama hep ve hala aklına gelen ilk şeyi söylemeye cesaret eden arkadaşlar
edindiğim için, aklına gelen ilk şey ne kadar da komik, ne kadar da tehlikeli
olsa söylemekten çekinmeyen arkadaşlar, Halit de onlardan biriydi.
"Lan bi tane bile de mi satamadın hayvan!" diye kükreyince
Reşit Abi, Halit de aklındaki ilk şeyi söyleyiverdi:
"Abi, şerefsizim Hakkı Bulut hiç susmadı, hep söyledi."
Önce bi sessizlik oldu. Sonra hafiften, orada olmayan Hakkı Bulut'a bir
saygı esintisi.
Sonra ben güldüm.
Reşit Abi bana önce ters ters baktı ama sonra o da güldü.
İçerideki iki tane iri kıyım da güldü.
Takım elbise giyen herkes ve ben güldük.
"Abi
vallaha bi de potpori yaptı ki Allah belamı versin bi saat sürdü şarkı."
dedi Halit, herkesin güldüğünden cesaret alarak.
Gülmeye devam ederek Halit'in yanına gittim. Sattığım sigaralardan kazandığım parayı Halit'in cebine sıkıştırıp "Abi ben üç paket aldım Halit'ten, bu akşam az iş yaptı say da gidelim biz." dedim Reşit Abi'ye. "Hadi gidin lan sıpalar!" diyerek Halit'in uzattığı parayı aldı, koydu cebine. Hala herkes gülüyordu ve takım elbiseler onurunu korumaya devam ediyordu. Üstümde takım elbise olmadığından belki de en güzel ben gülüyordum, onura zeval gelmesin endişesi yaşamayarak.
Gülmeye devam ederek Halit'in yanına gittim. Sattığım sigaralardan kazandığım parayı Halit'in cebine sıkıştırıp "Abi ben üç paket aldım Halit'ten, bu akşam az iş yaptı say da gidelim biz." dedim Reşit Abi'ye. "Hadi gidin lan sıpalar!" diyerek Halit'in uzattığı parayı aldı, koydu cebine. Hala herkes gülüyordu ve takım elbiseler onurunu korumaya devam ediyordu. Üstümde takım elbise olmadığından belki de en güzel ben gülüyordum, onura zeval gelmesin endişesi yaşamayarak.
Merdivenlerden aşağı kaçar gibi indik Halit'le. Kaçacak bi şey yoktu
aslında, hesap kapanmıştı ama hala gülecek çok şey vardı bizim için. Dışarı
çıktık, daha çok güldük. Hakkı Bulut programını tamamlamış otelin gazinosunun önündeki
arabasına biniyordu. Koştuk hemen arabanın yanına, uzattım elimdeki üç paket
sigarayı, "Hakkı Abi şunları al da eve gidelim." dedim. Takım elbise
giymesine rağmen ikiletmedi bile. Uzattı parayı, aldı sigaraları, bindi
arabasına, gitti. Daha da çok güldük biz.
Karşı kaldırımdaki gazinodan Şehnaz Dilan'ın sesi geliyordu. Bi
elimdeki paraya bi de Şehnaz Dilan'ın pencerede asılı duran en dekolte resmine
baktım. Kırmızıyı belki de bu yüzden çok sevdim.
"Bi ara buluşup yine öyle çokça gülelim lan." dedi Halit,
yıllar sonra tekrar aradığında.
“Tamam.” dedim, “Güleriz.”
“Hala mı Şehnaz Dilan lan mecnun herif?” diye sordu telefonun
kapatırken.
“Yok.” dedim, “Adriana Lima Türk sanat müziği söylesin istiyorum
artık.”
Yine güldük.
6 Ekim 13

Yorumlar